18 Ekim 2014 Cumartesi

Girişimcilik, Hayallerden Beslenir

Girişimcilik, Hayallerden Beslenir! Hayal Kurmanın Yaşı Yoktur

Hayal Gücünün Yaşı Yoktur ve Hayaller Sonsuzdur…

Saklı kalmış, sıra dışı ve gerçek girişimcilik öykülerinin daha fazla gündem de olması önemli ve samimi paylaşımlar iş fikrinin sürdürülebilir girişimciliğe dönüşmesinde katkı sağlamalı…
 
Son dönemin en popüler konusu hiç tartışmasız “girişimcilik”. Özellikle gençler arasında o kadar çok özendirme, ilgi yaratma çalışmaları yapılıyor ki, bir iş fikri, girişimciliği olmayanın dikkate alınmayacağı bir dönem yaşıyoruz adeta. Geleneksel mesleklerde yer alamayanın dikkate alınmadığı dönemi çoktan kapattık. Gençlerde de ilgi hiç de azımsanacak gibi değil. Hem içerik hem de kelime olarak hızlıca tüketiyoruz “girişimciliği”.
 
Gençler teknolojiye tam anlamıyla sahip çıkarak iş dünyasında büyüklerinin yanında adeta itibar kazandılar. “Sen sus, konuşma”, “sen her işe burnunu sokma”, “sorgulama, icat çıkarma” gibi onları farklı olmaktan uzaklaştıran, hayallerine gem vuran yaklaşımlar gençleri, orta yaş ve üstü profesyonellerin teknoloji konusunda onlara danışmadan hareket etmediği bir kitle haline getirdi. Çok da iyi oldu. Yıllarca hayallerimizi yastık altı ettik, sesimizi çıkarmayalım daha küçüğüz diye. Sesimizi çıkarmadık, hayallerimize gem vurduk, istikrarlı bir şekilde tam zamanlı, özgürlüğümüzü hapseden iş ortamlarında yer edinmeye çalıştık.
 
Farklı olmak, girişimci düşünmek başkaldırı kabul edildi, başkaldıran işten çıkarılmayı göze aldı ve düzenli maaşı elinin tersiyle geri çevirmek zorunda kaldı. Büyümenin 30’lu yaşlarda olacağını bilerek sustuk ve direnmeden denileni yerine getirdik. Kimimiz emekliliği için yıllarca sevmeyerek işlerine devam etti, kimimiz bir cesaret hayallerinin peşine düştü geç girişimciliğin verdiği riskleri göze aldı.
 
Değişime Ayak Uyduramayanlar Ve Değişime Ayak Uyduranlar
 
Ve dünya öyle büyük bir hızla değişti ki. Değişime ayak uyduramayanlar ve değişime ayak uyduranlar olarak adeta ikiye ayrıldı. Ve bu değişim yıllarca dirsek çürütülen profesyonelliği bile dinlemedi. Ya değişirsin ya yok olur gidersin. Kolay değildi. Değişeyim mi değişmeyeyim mi derken genç nesil hatırı sayılır yol kat etti. Şimdi dikkate almadığımız sadece saygı beklediğimiz bu gençlerden destek bekliyoruz minnetle. Yoksa halimiz yaman.
 
Şu an ki genç kuşağın anneleri onlar kadar şanslı değildi. Bahsettiğim bu dayanılması gereken, düzenli saat-maaş uygulamasına yakalanan nesildi. Onlar hayal kuramadan, çocuklarını büyüttüler, hayal kurmayı çocuklarına devrettiler. İşte şimdi o çocuklar gururla hayallerinin peşinden nasıl gittiklerini anlatıyorlar. Hepsi birbirinden farklı iş fikirleri ile dünya platformlarında yer arıyorlar.
 
Girişimcilik-İnovasyon Haftası
 
Geçtiğimiz hafta girişimcilik haftası nedeniyle düzenlenen etkinliklerin büyük bir kısmında genç girişimciler vardı. Önemli dozda girişimcilik hikayelerini, tüyolarını önde gelen girişimciler gençlerle paylaştılar. Hedefte yeni iş fikirlerini bulmak, sahip çıkmak ve gerçekleştirmek vardı. Çok başarılı bu organizasyonlarda unutulan birkaç konu vardı. Bu gençlerin ve hepimizin daha samimi girişimcilik hikayelerine ihtiyaçları var. Çünkü üretecek olan büyük bir kitlenin ya bir iş fikri ve tek atımlık barutu var, ya da sadece iş fikri var. Bu nokta da destek vereceklerin güven ortamı yaratması çok önemli. Dileğimiz saklı kalmış, sıra dışı ve gerçek girişimcilik öykülerinin daha fazla gündem de olması ve samimi paylaşımların iş fikrinin sürdürülebilir girişimciliğe dönüşmesinde katkı sağlaması.
 
Aralık 6-7-8’de “İnovasyon Haftası” kutlanacak ve İstanbul’ a çok önemli uluslararası konuklar gelecek. Mutlaka dinleyin ve hayal kurmayı, yenileşmeyi tekrar kazanın. Walt Disney’ in dediği gibi “Hayal Gücünün yaşı yoktur ve hayaller sonsuzdur”.

16 Ekim 2014 Perşembe

Şifalı Taşlar Hakkında Bilinmeyenler

Şifalı Taşlar ve Şifalı Taşlar Hakkında Bilinmeyenler
 
 
Şifalı Taşlar belli özelliklere sahip albenisi yüksek mücevher, süsleme ve benzeri sektörlerde kullanılan organik, mineral ya da kayaçlardan oluşmuş malzemelere Şifalı Taşlar denir. Anadolu'da yaşamış tüm uygarlıklar, değerli ve yarı değerli taslar ile metalleri birlikte veya ayrı ayrı isleyerek hem kutsal hem de sanatsal amaçlara yönelik genelde küçük plastik olarak tanımlanabilecek takı ve benzeri sayısız eser üretmişlerdir.
 
Eski ustalar, sanatkârlar değerli tasları ve metalleri takıda kullanırken biçim, form, fonksiyon gibi özellikleri, sosyal, teknik ve sanatsal davranışları ile denetlemişlerdir. Doğanın, ilk insanlardan bu yana sürekli ilgimizi çeken bir başka gizem kaynağı da Şifalı Taşlar, ender mineraller veya onların kristalleridir. Çekici güzellikteki bu ilginç geometrik yapıtlar, doğanın insanoğlunun sanatsal yaratıcılığını, düşünsel dünyasını etkileyici, dürtücü malzemedirler. İlk insanların bu kristalleri biriktirdikleri bilinmektedir. Daha sonraları büyücülerin kuvars kristallerinden yapılmış kürelerde gerçeği aradıklarını görülmektedir. Menteşeli, Şifalı Taşlar olabilme kriterleri arasında: ender bulunmalı, albenili olmalı, sert olmalı, şekillendirilmeye uygun olmak bulunmalıdır.
 
Şifalı Taşlar birkaç değişik şekilde sınıflandırıla bilinir  Bunlar; kökensel sınıflandırma, değersel sınıflandırma ve oluşumsal sınıflandırmadır.

Kökensel Sınıflama
Şifalı Taşlar oluşumsal sınıflandırılması oluşum kökenlerine bağlı olarak da yapılmaktadır.
 
1.2.1.1. Organik Kökenli Şifalı Taşlar
Kimyasal yapısı organizma kökenli Şifalı Taşlardır. Bunların en güzel örnekleri; Fildişi, Mercan, İnci, Sedef, Amber (Kehribar), Jet (Oltu Taşı) Silisleşmiş Ağaç olarak gösterilirler. Bu tarz Şifalı Taşlar oluşumunda, organik malzemeler zaman içerisinde belli koşullara bağlı kalarak (Sıcaklık ve Basınç) bünyelerine silis ihtiva ederler. Silis sayesinde sertleşerek işlenmeye uygun duruma gelirler.
 
1.2.1.2. Mineral Kökenli Şifalı Taşlar
Yeryüzünde bulunan Şifalı Taşlar ın büyük çoğunluğu bu gruba aittir. İnsanlık tarihi boyunca yeryüzünde 4000'e yakın mineral bulunmuştur. Her yıl ortalama olarak 10-15 adet yeni mineral keşfi yapılmaktadır. Bulunabilen bu minerallerden 110 tanesi (Bu sayı göreceli olarak değişebilmektedir) Şifalı Taşlarözellikleri taşımaktadır.
 
1.2.1.3. Kayaç Kökenli Şifalı Taşlar
Birkaç mineralin birleşmesiyle oluşan malzemelere kayaç denmektedir. Bu tarz oluşumlara sahip Şifalı Taşlar da bulunmaktadır. Bunlar arasında Opsidyen, Lapis Lazulli, Moldavit bulunmaktadır.
 
1.2.2. Değersel Sınıflama
Şifalı Taşlar sınıflandırılmasının bir şeklide değersel sınıflandırmadır. Bu sınıflandırma izafidir. Kesin bir ayrımı yoktur. Genel olarak bazı Şifalı Taşlar değerli, bazı Şifalı Taşlarda yarı değerli Taşlar sınıfına girer. Aşağıdaki tablo 1.1.'de bazı değerli ve yarı Şifalı Taşlar verilmiştir.
 
Yukarıda değerli ve yarı değerli ayrımının izafi olduğundan bahsedilmişti. Buna bir örnek vermek gerekirse kaliteli bir yeşim taşı (Jade) düşük kaliteli bir zümrüt'ten daha kıymetli olabilmektedir. Bunun yanında yeşim taşı (Jade) yarı değerli grubunda bulunmaktadır. Her zaman bu tarz istisnalar bulunabilmektedir.
 
1.2.3. Oluşumsal Sınıflama
Oluşumsal sınıflama Şifalı Taşlar ın meydana geldikleri ortama göre yapılan bir sınıflamadır. Bu oluşum üç türlü olmaktadır.
 
Doğal Şifalı Taşlar
 
Şifalı Taşların tamamıyla doğal ortamlarında (yerküre'de) rastlantısal olarak oluşmalarıdır. Her Şifalı Taşlar belli sıcaklık ve basınç altında uygun elementlerin bir araya gelmesiyle oluşur.
 
Sentetik Şifalı Taşlar
 
Sentetik Şifalı Taşlar, doğal olmayan ortamlarda (Laboratuar) insan eliyle üretilmiş Şifalı Taşlardır. Günümüz teknolojilerinde her türlü değerli taşın sentetiğini insan eliyle üretebilmek mümkündür. Şifalı Taşlar üretim teknolojisi öylesine gelişme göstermiştir ki laboratuarda üretilen Şifalı Taşlar, doğal ortamda oluşan Şifalı Taşlardan daha albenili ve daha kaliteli özelliklere sahip olabilmektedir.
Türkiye'de sentetik Şifalı Taşlar hakkında halk arasında yanlış bir bilgilendirme bulunmaktadır. Sentetik kelimesi akla geldiğinde taklit Şifalı Taşlar ile karıştırılmaktadır. Oysaki sentetik Şifalı Taşlartamamıyla doğal değerli taşın aynı özelliklerini taşımaktadır. Sentetik ve doğal Şifalı Taşlararasındaki tek fark zaman ve mekândır. Doğal Şifalı Taşlar milyonlarca yılda ve yerkürede oluşurken, sentetik Şifalı Taşlar laboratuar ortamında ve kısa sürede üretilmektedir.
 
Sentetik ve doğal Şifalı Taşlar arasında bir fark olmamasına rağmen, fiyat olarak doğal Şifalı Taşlar her zaman sentetiklere oranla daha yüksektir. Sentetik Şifalı Taşların doğalına oranla daha albenili olmasına rağmen fiyatlarının daha düşük olmasına bir neden bulunamamaktadır. İnsanoğlu yapısı gereği her zaman doğal Şifalı Taşlar daha fazla rağbet göstermektedir. Aynı kalitedeki doğal ve sentetik Şifalı Taşlar arasından her zaman doğal olanı seçilmektedir. Sentetik olanının gerçek olmadığı düşünülmektedir
 

Şifalı  Taşların Tüketim Alanları

Şifalı Taşlar her şeyden önce süs malzemesi olarak, küçük heykelciklerin yapımında, diğer sanatsal yapıtlarda ve sergilenmek amacıyla koleksiyonculukta kullanılır. Değerli Şifalı Taşlar ve serti olan kristal elmas, mücevher olarak kullanımının yanı sıra endüstriyel olarak da her türlü malzemeyi kesme, delme ve aşındırmada kullanılmaktadır. Elmas düşük kalitede ve hatta toz halinde bile olsa endüstride kullanılabilir. Korund (Alüminyum oksit) grubuna ait yakut, safir ile granat grubu minerallerin, iyi kristallileri mücevhercilikte ve diğerleri de metal kesmede, parlatma işlerinde ve aşındırmada kullanılır. Beril grubuna giren yakut, akuvamarin, heliodor gibi kıymetli taşlar, mücevherciliğin yanı sıra hassas terazilerin yapımında da kullanılır. Benzer şekilde yeşil turmalin de, turmalin kaması yapımında ve polarizasyon aletlerinin yapımında kullanılır. Kristal kuvarsın renklileri süs taşı olarak bazı çeşitleri de telsiz ve radyolarda kullanılır. Sert oluşu ve asitlerden etkilenmemesi nedeniyle bazı tür agatlar laboratuarlar için havan imalatında, ayrıca terazi ve bıçak ağızlarında, tekstil silindirlerinde ve spatül olarak kullanılırlar.
 
Türkiye’de Şifalı Taşlar
 
Anadolu Şifalı Taşlar işçiliğinin geçmişi tarih öncesi çağlara kadar dayanmaktadır. Arkeolojik birçok kazıda Anadolu'da kullanılmış Şifalı Taşlar bulunmuştur. Şifalı Taşlar ilk olarak kesiciler, mızrak ve ok uçlarında kullanılmışlardır. Bunun başlıca nedeni Şifalı Taşların sert olmalarıdır. Eski çağlardan kalan en güzel örnekler, Opsidyen adını verdiğimiz değerli taşın kesici alet olarak kullanılmasıdır.
Yapılan arkeolojik kazılar bizlere gösteriyor ki Türkiye, Şifalı Taşlar potansiyeli bakımından her zaman zengindir. Günümüzde ihtiyaçların değişmesiyle Şifalı Taşlar sınıfına giren malzemeler çeşitlenmiştir. Birçok yeni mineral, kayaç ve organik malzeme Şifalı Taşlar olarak tanımlanmaya başlanmıştır.
 
Böylelikle Türkiye Şifalı Taşlar potansiyeli rezerv ve çeşitlilik yönünden zenginleşmiştir. Türkiye doğal taş potansiyeli içerisinde henüz ekonomik getirişi yeterince fark edilmemiş birçok kaynak vardır. Doğal taş sektörü için alternatif olabilecek önemli bir potansiyel de Şifalı Taşlardır. Anadolu'ya bakıldığında birçok yörede Şifalı Taşlar çıkarılan ocaklar olduğu görülür. Bunlardan bazıları yalnızca jeolojik değişimlerin bazı özel koşullarının etkisi altında kalan belirli bölgelerde bulunur ve bulundukları yörenin dünyaca tanınmasını sağlayan doğal bir elçi olurlar.
 
Türkiye'de Üretimi Yapılan Şifalı Taşlar
Günümüz Türkiye'sinde şifalı taş üretimi çok düşük seviyededir. Üretim potansiyelimiz olmasına karşın bu potansiyeli yeterince kullanamamaktayız. Küçük çapta birkaç Şifalı Taşlar üretim tesisi vardır. Bu tesisler üretimlerini çoğunlukla hammadde olarak yurt dışına pazarlamaktadırlar. Oysaki hammadde değil de mamul olarak bu Şifalı Taşlar pazarlayabilsek çok yüksek düzeyde katma değer elde edebiliriz. Türkiye'de üretimi yapılan Şifalı Taşlar Ametist, Mavi Kalsedon, Diaspor'dur
İnsanın da içinde bulunduğu bütün alemlerde ruhsal evrimin ana konusu. Dünya gezegenine ve canlılarına Koşulsuz Sevgi ile Işıkla hizmet etmektir. Siz insanlar aklınız ve iradenizle yaratma yeteneğine sahipsiniz. Eğer size verilen bu armağanların değerini bilir ve başka yaşam biçimlerine özenle yaklaşırsanız, Dünya gezegeni dengesini korur ve enerjisini çoğaltabilir. Yaşam bereketle dolar. Fakat insan, aklını ve iradesini kişisel çıkarlarını korumak, isteklerini doyurmak üzere kullanır ve doğa ile olan etkileşimini dikkate almazsa, ortaya çıkacak olan enerji, yeryüzündeki tüm yaşam biçimlerinin evrimini olumsuz etkileyecektir.
 
Şifalı Taşlar Alemi yeryüzünde denge oluşturarak bütün yaşama hizmet etmektedir. Şifalı Taşlar enerjilerini güneşten ve gezegenin ötesindeki diğer kaynaklardan alırlar. Yeryüzündeki bütün alemler, Şifalı Taşlar aleminin onlara verdiği enerji sayesinde denge ve biçim kazanırlar. Sizler de yaşayabilmek için onlarla ortak bir zemin oluşturmalısınız.
 
Şifalı Taşlar İnsanlık Alemi'ne insan biçiminde ifade edebilecek nitelikler verirler. Fiziksel bedeniniz minarellerden oluşur, bu yüzden onların ruhsal niteliklerini de gösterebilir. Kişiliğiniz ve iradeniz, fiziksel bedeninizin parçası olan minarellerden kaynaklanır.
 
Farkındalığınız arttıkça, bedeninizin parçası olan Şifalı Taşlar tüm varlığınıza uyguladıkları titreşimleri bilinçli şekilde etkileyebilirsiniz.
 
Şifalı Taşlar Alemi, gittikçe daha karmaşık biçimler oluşturarak ve ruhsal enerjinin yüksek titreşimlerine çıkarak evrimleşir. Şifalı Taşlar kapladıkları fiziksel alandan ayrılmalarına gerek kalmadan enerji alışverişi yapabileceklerini bilirler. Bu, biçim üzerine aldıkları derslerden biridir. Bu olay, ya yeni bir fiziksel yapıyla, ya da yaşam enerjisindeki artışla kendisini gösterir. Gittikçe daha fazla sayıda insan beş duyuyla algılanan güncel yaşamın gerçekliğini aştıkça, Şifalı Taşların ruhsal bilinci de bir sonraki varoluş düzeyine evrimleşmenin zamanının geldiğini anlayacaktır. Bütün bunlar öğrenmemiz gereken derslerdir. Her yaşam biçimi bu süreçten defalarca geçerek özünün enerjisini kusursuzlaştırıp saflaştırır.
 
İnsanlık Şifalı Taşlar Alemi'nden aldıklarıyla enerji sistemini dengeleyebildiğine göre, bu ilişkisinin karşılığını verebilmelidir. Ne zaman bir insanlar tarafından yerinden alınsa bir boşluk doğar. Bu boşluk ya doğanın kendisi ya da insanlar tarafından doldurulmalıdır. Örneğin alınan bir Şifalı Taşlar yerine genç bir bitki dikilerek yeniden denge oluşturulabilir.
 
Dünya gezegeni ışıktan bir enerji ağıyla sarmalanmıştır. Gezegeninizin elektrik bedeni olan bu ışık ağı, dünyanın biçimini koruyan bir dış iskelet oluşturur. Bu ışıktan ağın içinde başka ışık ağlan vardır. Bunlar Şifalı Taşlar, bitkilerin ve hayvanların birbirlerine kenetlenmeleriyle oluşur. Bu tür, Dünya'ya ne kadar çok yayılırsa, gezegenin parçası olarak ördüğü ışık ağları da o kadar çok yer kaplar.
 
Yeryüzünde insanlar ya da doğa tarafından oluşturulan çatlak ve kabartılar, bu ışık ağında kopmalara yol açarlar. Eğer bu gidişe dur denilmezse, dengesizlik küçük bir alanda kalmayacak, gittikçe bütün gezegeni kaplayacaktır. Gerçekte, karşılıklı bağlar üstüne kurulu tek bir enerji vardır. Bu yüzden, kendini oluşturan bağlardan birinde oluşan dengesizlik, tüm yaşam ağını etkileyecektir. Dengenin bozulduğu alanlarda, yaşam enerjisinin uyumlu akışına konsantre olduğunuzda şifa verici bir etki yaratarak Dünya'nın dengesini kazanmasına yardım etmiş olursunuz.
 
Bunu yapabilmek için Dünya'yı üçüncü gözünüzde, Kuzey ve Güney Kutuplarından çıkan saf beyaz ışıktan oluşmuş kuşaklarla sanlı olarak canlandırın. Bu çalışmayı, meditasyon sırasında şeffaf bir kuvars kristali kullanarak yaparsanız, Dünya'nın biçimini koruyan ışıktan ağı canlandırmış olursunuz. Enerjiyi, renkleriyle Dünya'ya armağanlar veren, hareketli bir gökkuşağı olarak düşünün. Verdiğiniz enerji, doğal alemler tarafından size verilen saf Koşulsuz Sevgi'nin niteliklerini yansıtabilir


14 Ekim 2014 Salı

Trafik Canavarına Teslim Edilen Canlar

 
Trafik Canavarına Teslim Edilen Canlar


Her ölüm zamansızdır… Her ölüm erken... Her ölüm apansız…
 
 
Dünyanın çatısı bizim üstümüze çökmüştü. Trafik canavarı denen illet bizim evimizi de kana bulamıştı. Dün yanımda olan babam, o gün yoktu. Ve bir daha hiçbir zaman da olmadı. Trafik terörüne kurban vermiştik babamı. Bir varmış, bir yokmuş misali gitti ve gelmedi oldu. Bir çok babalar gibi…O günden sonra bayramlarımız olmadı bizim. Düğünlerimiz olmadı. Sevindik ağladık, üzüldük ağladık. Birçok çocuk gibi…
 
Kimdi bu trafik canavarı? Neydi? Nasıl bir şeydi? Bizi yollarda mı bekliyordu gizlice? Yoksa biz mi canavar oluyorduk her trafiğe çıktığımızda? Evet, ne yazık ki hepimiz birer trafik canavarı oluyoruz her trafiğe çıktığımızda. Hepimize ezberletilen birçok kurala uymamak, hız yapmak, kırmızı ışıkta geçmek, emniyet kemeri takmamak vs. gibi suçların önemi ne kadar çok vurgulanırsa vurgulansın trafikteki ölümlerin gerçek sorumluluğunu bunlar üstlenmiyor bence. Esas ölümcül kazalar bu kuralların tanınmadığı, kontrol edilemediği yerlerde ve zamanlarda meydana geliyor aslında. Trafikteki davranışlar ve ilişkiler tüm kuralların üstündedir diyorum. En basiti trafikte herkesin kontrol edebileceği iki şey vardır. Birincisi kendi davranışları, ikincisi aracının güvenlik kontrolleri ve bakımı. Bu davranışların ve ilişkilerin ise ne kuralı vardır, nede yaptırımı. Herkesin bir diğerinin ölümünden sorumlu olacağını bilerek trafiğe çıkması en baş kuraldır bence. Benim desturumda tek gerçek vardır o da ölüm. Ölümle erken ve çok ani tanıştığıma bağlıyorum ben bunu. Ucunda ölüm olan her eylem ciddiyetle yapılmalıdır. Trafik de bunlardan en önemlisidir ve ciddiye alınmalıdır. Aceleyle, dikkatsizlikle yapılacak bir iş değildir. Trafik ortamı kamuya aittir, yani hepimizindir. Hepimiz sorumluyuz. Kendi hayatımızdan, başkalarının hayatından, hatta o savunmasız hayvanların hayatından. Her gün trafiğe bu bilinçle çıkmak üç Kulhü bir Elham okumaktan daha etkilidir bence.
 
Kişilerin trafikte sergiledikleri davranışlar o ülkenin gelişmişlik düzeyini gösteren en somut gerçektir. Yol vermede ki mütevazılık, yolda durulması gerektiğinde alınan tedbir, yola çıkarken gösterilen nezaket gibi sergilenen davranışlar bir ülkenin medeniyet ölçütüdür. Toplumların stres, öfke kontrolü ve tahammül sınırları trafikte belli olur ki bu çok önemli bir konudur.  Eğer ki, birini tanımak istiyorsan trafikteki davranışlarına bak. Daha önce sakin, mülayim olan eşin, arkadaşın, dostun olduğuna şaşırıp, canavarlaştığını görebilirsin. Hatta seni bir başkası kameraya çeksin ve izle, kendini bile tanımayabilirsin.
 
Amanda RIPLEY’in “Akla Gelmeyen Felaket” kitabında; kızını elim bir trafik kazasında kaybeden ve öncesi şampiyon bir oto yarışçısı olan acılı baba “usta sürücülük kursu” adı altında bir okul açarak işe başlıyor. Beynin birçok işi yapabilecek şekilde programlandığını ama bunlar arasında araba kullanmak olmadığını ve bir tondan daha ağır hareketli bir metalin sezgi yoluyla kullanılmayacağını öğretmek istiyordu sürücülere. Evet, çok da haklıydı! Beyin 30-40 km hızla giderken kendini yürüyor gibi algılayarak, bu hızla dahi ölümcül kazalara neden olabiliyordu. Trafik kazalarının %80 gibi büyük bir oranının sürücülerin yanlış davranışlarından ve o panikle verdiği yanlış kararlardan kaynaklandığı asla göz ardı edilmemelidir. Bence de insan beyni o bir ton ağırlığında, hareketli metal yığınını kullanmaya programlanmalıdır. Aracı kontrol etme, refleks manevraları, direksiyon hâkimiyeti gibi sürüş teknikleri her sürücüye öğretilmelidir.
 
Özellikle dört mevsimin yaşandığı ve her bir köşesinde farklı coğrafi yapıya sahip ülkemizde her koşulda araç kullanmayı bilmek bir zorunluluktur. Ne bileyim, karı var, kışı var, yağmuru var, çamuru var, rampası var, şarampolü var. Rampada araçla kaydığımızda ne yapacağımızı, kayarak üstümüze gelen bir araçtan nasıl kaçacağımızı gerçek hayatta tecrübe edemeyiz. Maalesef ki, biz bu riskli tecrübeleri ya yaşayarak öğreniyoruz, ya da yaşamımızı kaybederek. Ülkemizde de özellikle MEB onaylı “ileri sürüş teknikleri” kursları olduğunu biliyorum. Hatta bazı kamu kurum ve kuruluşlarının sürücülerini bu kurslarla daha iyi eğitilmesi için çabaladığını da. Hatta diyorum ki, bu tür kurslar devlet desteğiyle zorunlu hale bile getirilmeli. İnsan hayatı trafik canavarına kurban verecek kadar ucuz olmamalı. Tüm babalar evine sağ salim ulaşmalı. Çocuklar öksüz-yetim kalmamalı. Her ölüm yıldönümünde daha seni saygıyla anıyor ve kendi çapımda trafik canavarlarına, hatta trafik magandalarına meydan okuyorum. “Trafik canavarına canlarımız teslim olmasın, kimsenin canı yanmasın”

10 Ekim 2014 Cuma

Sigarayı Bırakmanın Yolları

Sigarayı Bırakmanın Yolları

1. Bağımlılığın ruhsal kısmına yardım etmek
 
Bazı insanlar sigarayı kendi başına, diğerlerinin yardımı veya ilaç kullanımı olmadan bırakabilirler. Fakat çoğu sigara kullanıcısı için, sigarayla olan sosyal ve duygusal bağlarını koparırken aynı anda nikotin yoksunluğunun belirtileriyle başa çıkmak zor olabilir. Neyse ki,  bu konu için birçok yerden yardım alınabiliyor.
 
Sigarayı bırakmak için telefon üzerinden yardım almak
Bu konunun uzmanları, sigarayı bırakmaya yardımcı olması için kişiye özel modeller kullanıyor. Telefon üzerinden yardım alan sigara bağımlılarının sigarayı bırakma şansı bu servisi kullanmayanların tam iki katı. Bir danışmandan yardım almak sigarayı bırakmaya karar veren insanların yaygın olarak yaptığı hataların tekrarlanmasını da önlerTelefon danışmanlığı ayrıca diğer programların kullanımından daha kolaydır. Ulaşım zorlukları veya çocuk bakıcısı bulmak gibi zorunlulukları gerektirmez, geceleri ve hafta sonları da uygundurDanışmanlar, ilaç, yerel dersler, broşürler veya aile/arkadaş yardımını kullanacak önerilerde bulunabilirler.
 
Sigarayı bırakma programları ve destek grupları:

Bazı işyerlerinde, hastanelerde veya sağlık merkezlerinde, sigarayı bırakma programları veya dersleri bulunur. Bu programlar profesyoneller tarafından yürütülerek bilgilendirme ve eğitim üzerine odaklanabileceği gibi, gönüllüler tarafından da yönetilebilir. Bazı programlar ders şeklinde yapılabileceği gibi, bazıları da topluluk içi paylaşım yapmak üzerine yoğunlaşabilir.
İyi bir sigarayı bırakma programında olması gereken özellikler
Sigarayı bırakma programları, sigarayı bırakma esnasında insanların yaşadıkları sorunları görüp, bu sorunları aşmalarında onlara yardımcı olması için tasarlanmıştır. Bu programlar ayrıca sigarayı bıraktıktan sonra yeniden başlanmaması için de destek sağlamalıdır. Araştırmalar gösteriyor ki, en iyi programlarlar birebir veya grup danışması şeklinde olanlardır. Danışma olayının ne kadar uzun sürdüğüyle başarı oranı arasında güçlü bir ilişki vardır. Program daha yoğun oldukça, başarı şansı da artar.
 
Aile ve arkadaşların desteği:

Eski içicilerin birçoğu, aile ve arkadaş desteğinin sigarayı bırakma aşamasında oldukça yararlı olduğunu belirtmiştir. Bunların dışında yardım önerebilecek kişiler, iş arkadaşları veya aile doktoru olabilir. Sigarayı bırakmaya karar verdiğinizde, bunu arkadaşlarınızla paylaşın. Bu uğraşınızda size güç verecek olan eski bağımlılarla ve sigara içmeyenlerle daha çok vakit geçirmeye çalışın.
 
2. Bağımlılığın fiziksel kısmına yardım etmek: Nikotin replesman tedavisi:
 
Şunu unutmayın ki, tütün bağımlılığı hem ruhsal, hem fizikseldir. Çoğu insan için, en iyi bırakma yöntemi ilaç, alışkanlıkların değişimi ve duygusal desteğin bir birleşimi olacaktır.
Nikotin replesmanın çalışma yöntemi:
Nikotin replesman tedavisi (NRT) , yoksunluk sendromlarına ve sigara kullanıcılarının %70-90'ının sigarayı bırakmanın önündeki en büyük engel olarak gördüğü sigara arzusuyla baş etmesine destek olur.
Çoğu sigara tüketicisi NRT kullanmadan sigarayı bırakabilir, fakat bunların çoğu ilk denemede başarılı olamaz. Aslında, sigara kullanıcılarının sigarayı tamamen bırakabilmesi genelde, 8 - 10 bırakma denemesi alır.
Sigarayı bırakmadaki başarısızlık çoğunlukla yoksunluk sendromlarının başlamasıyla bağdaştırılır ve çoğu insan sigarayı bıraktıktan 3 ay sonra yeniden başlamış olur. Bu yüzden, sigaraya yeniden başlarsanız, umudunuzu kesmeyin. Sadece yeniden bırakmayı deneyin ve bırakırken kullandığınız tekniğe yeni metotlar katarak daha başarılı olmaya çalışın. Yoksunluk sendromunun belirtilerini, NRT kullanarak azaltmakla birlikte, etkilerini de destek yöntemleriyle aşabilirsiniz. Bu size sigarayı bırakıp bir daha başlamama şansı sağlar.
 
Şunu göz önünde bulundurmalısınız ki NRT'nin günde 10 sigaradan az içen insanlar üzerinde yardımcı olduğu henüz kanıtlanmamıştır.. Eğer günde yarım paketten az içiyorsanız fakat NRT'ye ihtiyacınız olduğunu düşünüyorsanız daha düşük bir NRT dozu için doktorunuza başvurun.